Hikaye

Kaliforniya'da Japon Karşıtı Mevzuat

Kaliforniya'da Japon Karşıtı Mevzuat


We are searching data for your request:

Forums and discussions:
Manuals and reference books:
Data from registers:
Wait the end of the search in all databases.
Upon completion, a link will appear to access the found materials.

Japon hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan göçmenlerine verilen muameleden anlaşılır bir şekilde rahatsız oldu. Theodore Roosevelt 1908'de daha önceki gerilimleri bastırmak için harekete geçmişti, ancak Wilson'ın ilk döneminin başlarında ırksal durum yeniden kızışmıştı.Kaliforniya'daki kaygının kökleri çeşitliydi. Bununla birlikte, birçoğunun ticari girişimlerinde başarılı olmalarını ve büyük araziler biriktirmelerini sağlayan güçlü bir çalışma etiği nedeniyle Japonlara karşı duyulan nefret özellikle şiddetliydi. İkinci özellik, Kaliforniya yasama meclisi tarafından incelenmekte olan bir yasa teklifinin konusu haline geldi. Japon hükümeti, önlemin yasalaşmasını önlemek için Dışişleri Bakanı William Jennings Bryan'ı Kaliforniya'ya gönderen Wilson'a şiddetle karşı çıktı. Gerginlik o kadar arttı ki savaş söylentileri geniş çapta yayıldı. Sonunda, büyük ölçüde Japonya'nın Wilson'un yasanın geçmesini engellemeye yönelik samimi girişimini tanıması ve ayrıca bir başkanın devlete politika dikte edemeyeceği anlayışı sayesinde kriz dağıldı. California'daki arazi sorunu, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya arasındaki ilişkileri zorlayan, büyüyen sorunlar listesinde bir tane daha oldu.


Diğer Wilson dış ilişkiler faaliyetlerine.


İkinci Dünya Savaşı Sırasında Japon Amerikan Yer Değiştirmenin Kısa Tarihi

Manzanar'da çalışıyor

7 Aralık 1941'de Japonya, Pearl Harbor'daki ABD deniz üssüne saldırdığında Amerika Birleşik Devletleri II. O zaman, üçte ikisi Amerikan vatandaşı olan yaklaşık 113.000 Japon kökenli insan California, Washington ve Oregon'da yaşıyordu. 19 Şubat 1942'de Başkan Franklin D. Roosevelt, ABD Ordusu'na "herhangi bir kişinin veya tüm kişilerin dışlanabileceği" alanları belirleme yetkisi veren 9066 sayılı İdari Kararı imzaladı. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan Japon kökenli hiç kimse, savaş sırasında herhangi bir ciddi casusluk veya sabotaj eyleminden mahkum edilmedi. Yine de bu masum insanlar, çoğu savaş süresince evlerinden çıkarıldı ve tehcir merkezlerine yerleştirildi. Buna karşılık, 1942 ile 1944 arasında, 18 Kafkasyalı Japonya adına casusluk yapmaktan yargılandı, en az on kişi mahkemede hüküm giydi.

Birleşik Devletler hükümetinin neden ABD tarihindeki en büyük zorunlu yer değiştirmede Japon Amerikalıları Batı Kıyısı'ndan çıkarmaya karar verdiğini anlamak için birçok faktörü göz önünde bulundurmak gerekir. Önyargı, savaş zamanı histerisi ve siyasetin hepsi bu karara katkıda bulundu.

Batı Yakası Asya Karşıtı Önyargı

Asya karşıtı önyargılar, özellikle Kaliforniya'da, Çin karşıtı duygular olarak başladı. Japon karşıtı duygulara yol açan kültürel ve ekonomik güçler, Daniels tarafından ayrıntılı olarak tartışılıyor ve burada özetleniyor. Çin'in ABD'ye göçü, 1849'daki California altına hücumla aynı zamanda başladı. Altına hücumla birlikte gelen ekonomik patlamanın ilk aşamalarında, Çinli işgücüne ihtiyaç duyuldu ve memnuniyetle karşılandı. Ancak kısa süre sonra beyaz işçiler, 1870'de Kaliforniya nüfusunun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan Çinlileri rakip olarak görmeye başladılar. Bu ekonomik rekabet, 1869'da yaklaşık 10.000 Çinli işçi çalıştıran kıtalararası Birlik-Orta Pasifik Demiryolunun tamamlanmasından sonra arttı. Çin emeği ucuz emekti ve bu ekonomik şikayet, mevcut Amerikan ırksal önyargılarına benzer bir Asyalı aşağılık ideolojisi haline geldi. Ayrımcılık, 1882'de ABD Kongresi tarafından kabul edilen bir Çin göçmenlik yasağı tasarısı da dahil olmak üzere, hem eyalet hem de federal düzeyde yasalaştı.

Çinli göçmenlerin deneyimleri, Çin'in dışlama yasasının kabul edildiği sıralarda gelmeye başlayan Japon göçmenlerin deneyimlerini önceden haber verdi. Japon göçmenlere "bir" ve "nesil" için Japonca kelimelerin birleşiminden Issei adı verildi, çocukları, Amerika doğumlu ikinci nesil Nisei ve üçüncü nesil Sansei. Japonya'da eğitim gören Nisei ve Sansei'ye Kibei denir. Issei çoğunlukla Japon kırsalından geldi ve genellikle Hawaii'ye ya da anakara Batı Kıyısı'na çok az parayla geldiler. Yaklaşık yarısı çiftçi olurken, diğerleri kıyı kent merkezlerine gitti ve genellikle kendileri veya diğer Issei için küçük ticari kuruluşlarda çalıştı.

Japon göçü başladıktan kısa bir süre sonra, mevcut Asya karşıtı önyargılardan kaynaklanan Japon karşıtı hareketler başladı. Bununla birlikte, Japon karşıtı hareket, hem artan göç hem de Japonya'nın modern zamanlarda bir Batılı ulusun bir Asya ulusu tarafından ilk yenilgisi olan Rusya'ya karşı kazandığı zafer nedeniyle 1905 civarında yaygınlaştı. Hem Issei hem de Japonya tehdit olarak algılanmaya başladı. Ayrımcılık, Asiatic Exclusion League gibi Japon karşıtı örgütlerin oluşumunu, (nihayetinde Nisei'yi "ayrı ama eşit" doktrini altında etkileyen) okul ayrımcılığı girişimlerini ve bireylere ve işletmelere yönelik artan sayıda şiddetli saldırıları içeriyordu.

Japon hükümeti daha sonra vatandaşlarına yapılan bu muameleyi protesto etti. Japon-Amerikan dostluğunu sürdürmek için Başkan Theodore Roosevelt, San Francisco okul yönetim kurulunu ayrımcı düzeni iptal etmeye ikna ederek, Kaliforniya Yasama Meclisinin daha fazla Japon karşıtı yasa çıkarmasını engelleyerek ve "Beyler Anlaşması" olarak bilinen şeyi hazırlayarak bir uzlaşma müzakere etmeye çalıştı. "Japon hükümetiyle. Bunda, Japon hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri'ne göçü daha önce Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiş olan işçilerle ve zaten orada olan emekçilerin ebeveynleri, eşleri ve çocukları ile sınırlamayı kabul etti.

1913'te California, "vatandaşlığa uygun olmayan yabancılar" tarafından tarım arazilerinin mülkiyetini yasaklayan Yabancı Arazi Yasasını kabul etti. 1920'de, daha güçlü bir Yabancı Arazi Yasası, kiralamayı ve ortakçılığı da yasakladı. Her iki yasa da Asyalıların vatandaşlık için uygun olmayan yabancılar olduğu varsayımına dayanıyordu ve bu da vatandaşlığa kabul yasasının dar bir yorumundan kaynaklanıyordu. Tüzük, "beyaz kişilerin" ve "Afrika kökenli uzaylıların" vatandaşlığa alınmasına izin vermek için Anayasa'daki On Dördüncü Değişiklikten sonra yeniden yazıldı. Açıkça Kongre'nin amacı olan bu dışlamacılık, Takao Ozawa'nın vatandaşlıktan mahrum bırakıldığı 1921'de Yüksek Mahkeme tarafından meşrulaştırıldı. Bununla birlikte, Nisei doğuştan vatandaştı ve bu nedenle ebeveynler genellikle çocuklarına unvanı devrederdi. 1924 Göç Yasası, Issei ve Nisei arasında çok belirgin bir nesil farkı yaratmanın yan etkisi ile, tüm Japon göçünü yasakladı.

Issei çiftçilerinin çoğu, çoğu insanın verimsiz olduğunu düşündüğü toprakta meyve ve sebze yetiştirmede çok başarılı olduklarından, Japon karşıtı korkuların çoğu, kıskançlıkla birleşen ekonomik faktörlerden kaynaklandı. Diğer korkular, doğası gereği askeriydi, Rus-Japon Savaşı, Japonların hesaba katılması gereken bir güç olduğunu kanıtladı ve Asya'nın fethi korkularını canlandırdı - "Sarı Tehlike". Bu faktörlerin yanı sıra Amerikan ırksal klişelerini simgeleyen "ötekilik" ve "Asya'nın anlaşılmazlığı" algısı, Pearl Harbor'dan sonraki olayları büyük ölçüde etkiledi.

Pearl Harbor'ın Ardından

7 Aralık'tan itibaren Adalet Bakanlığı, yarısı Japon olan "tehlikeli" düşman uzaylıları olarak gördüğü 3.000 kişinin tutuklanmasını organize etti. Japonlardan tutuklananlar arasında Japon örgütlerine ve dini gruplara dahil olan topluluk liderleri de vardı. Gerçek yıkıcı faaliyetlerin kanıtı tutuklama için bir ön koşul değildi. Aynı zamanda, tüm düşman yabancıların banka hesapları ve Japon bankalarının Amerikan şubelerindeki tüm hesaplar donduruldu. Bu iki eylem, Japon Amerikan toplumunu hem liderliğinden hem de finansal varlıklarından mahrum bırakarak felç etti.

Ocak 1942'nin sonlarında Adalet Bakanlığı tarafından tutuklanan Japonların çoğu Montana, New Mexico ve Kuzey Dakota'daki toplama kamplarına transfer edildi. Çoğu zaman aileleri haftalarca nerede oldukları hakkında hiçbir fikirleri yoktu. Bazı tutuklular daha sonra tehcir merkezlerinde aileleriyle bir araya getirildi. Ancak, birçoğu savaş süresince Adalet kamplarında kaldı.

Pearl Harbor'dan sonra, Amerikan topraklarına yapılan gizli bir saldırının şoku, yaygın bir histeri ve paranoyaya neden oldu. Roosevelt'in Donanma Sekreteri Frank Knox'un Pearl Harbor'ı "Norveç dışında bu savaştan çıkan en etkili beşinci kol çalışması" ile suçlaması kesinlikle meselelere yardımcı olmadı. Knox, görünüşe göre, yerel ordunun hazırlıksız olmasının saldırının başarısında herhangi bir casusluğu çok gölgede bıraktığını, ancak ülkenin Donanmaya olan inancını kaybetmesini istemediğini fark etti. Bu günah keçisi, sabotaj, beşinci kol faaliyetleri ve yakında gerçekleşecek işgal hakkında sansasyonel gazete manşetlerine kapı araladı. Bu tür hikayelerin hiçbir gerçek temeli yoktu, ancak Japon Amerikalılar hakkında artan şüpheleri besledi (J.A.C.P. 1973). Aslında, anakaraya yönelik Japon saldırıları söz konusu olduğunda, ordu, Japon vur-kaç baskınlarının mümkün olduğu, ancak herhangi bir büyük ölçekli istilanın, herhangi bir istila gibi Japon ordusunun kapasitesinin ötesinde olduğu sonucuna varmıştı. ABD ordusu tarafından Japonya'nın

"Askeri Gereklilik"

Pearl Harbor saldırısının ardından Hawaii'de sıkıyönetim ilan edildi ve tüm siviller ordu tarafından uygulanan seyahat, güvenlik ve sokağa çıkma yasağı kısıtlamalarına tabi tutuldu. Japon balıkçı teknelerine el konuldu ve potansiyel olarak tehlikeli olduğu düşünülen kişiler tutuklandı.

Politikacılar, Hawaii'de Japon kökenli insanların toplu olarak hapsedilmesi çağrısında bulundu. Ancak ordu direndi: Hawai nüfusunun üçte biri Japon soyundan geliyordu ve ordunun onları koruyacak yeterli askeri ya da onları anakaraya gönderecek yeterli gemisi yoktu. Daha da önemlisi, emekleri adaların sivil ve askeri ekonomisi için çok önemliydi. Sonunda (150.000 nüfustan) 1.500'den azı hapsedildi ve sonunda anakaraya gönderildi.

Pearl Harbor'ı takip eden karışıklığın kilit oyuncularından biri, Batı Savunma Komutanlığı ve ABD 4. Ordusu komutanı olan Korgeneral John L. DeWitt'ti. DeWitt'in Kafkasyalı olmayan Amerikalılara, hatta Ordu'da bulunanlara karşı bir önyargı geçmişi vardı ve herhangi bir sabotaj ya da yakında Japon istilası söylentisine kolayca kapıldı.

DeWitt, Batı Kıyısı'ndaki tüm sivil faaliyetleri kontrol edebilirse, Pearl Harbor tipi bir felaketi daha önleyebileceğine ikna olmuştu. FBI'dan J. Edgar Hoover, DeWitt'in Askeri İstihbarat Birimi'nin "histeri ve muhakeme eksikliği" ile alay etti ve bu tür olayları, aslında sığırların neden olduğu varsayılan elektrik hattı sabotajı gibi olaylara atıfta bulundu.

Bununla birlikte, Nihai Raporunda (1943), DeWitt, tahliyenin "askeri gerekliliği" için, varsayılan sinyal ışıkları ve tanımlanamayan radyo yayınları gibi, hiçbiri doğrulanmayan başka sebeplere atıfta bulunur. Ayrıca silah, mühimmat, telsiz ve kameralara izinsiz el koymakta ısrar etti. Ele geçirilen silahların çoğu iki yasal spor malzemeleri mağazasından olmasına rağmen, bunlara "kaçak kaçakçılığın gizli depoları" adını verdi.

Başlangıçta, DeWitt tüm Japon Amerikalıların Batı Kıyısı'ndan geniş çapta çıkarılmasını benimsemedi. 19 Aralık 1941'de General DeWitt, "düşman uluslardan on dört yaş ve üzerindeki tüm yabancı denekleri toplamak ve onları ülkenin içlerine çekmek için mümkün olan en erken tarihte harekete geçilmesini" ve "sınır altında tutulmasını" tavsiye etti. kaldırıldıktan sonra". 26 Aralık'ta Provost Marshall General Allen W. Gullion'a şunları söyledi: "117.000 Japon'u bu tiyatroda stajyer olarak denemenin sağduyulu bir prosedür olacağından çok şüpheliyim. Ne de olsa bir Amerikan vatandaşı, bir Amerikan vatandaşıdır. hepsi sadık olmayabilir, bence sadıklardan vefasızları ayıklayabilir ve gerekirse onları kilitleyebiliriz".

DeWitt, 21 Ocak'ta Provost Marshall'ın Yabancılar Bölümü başkanı Albay Karl Bendetson'ın teşvikiyle, Savaş Sekreteri Henry Stimson'a, düşman uzaylıların ve onların yerli doğumlu çocuklarının, stratejik alanların etrafında küçük "yasak bölgeler" kurulmasını tavsiye etti. yakın gözetim altında tutulacakları bazı daha büyük "kısıtlı bölgeler" de kaldırılmalıdır. Stimson ve Başsavcı Francis Biddle kabul etti, ancak Biddle Japon Amerikalıların anayasal haklarını ihlal edecek hiçbir şey yapmamaya kararlıydı.

Bununla birlikte, 9 Şubat'ta DeWitt, Washington ve Oregon'da Portland, Seattle ve Tacoma'nın tüm şehirlerini içeren çok daha büyük yasaklı bölgeler istedi. Biddle katılmayı reddetti, ancak askeri gerekliliğe ikna olan Başkan Roosevelt, Adalet Bakanlığını atlamayı kabul etti. Roosevelt, orduya istediklerini yapmaları için "açık yetki" verdi ve mümkün olduğu kadar makul olma uyarısı yaptı.

İki gün sonra, DeWitt, Sierra Nevada ve Cascade Dağları'nın batısındaki tüm bölgeden tüm Japonların, yerlilerin yanı sıra uzaylıların ve "diğer yıkıcı kişilerin" kaldırılması çağrısında bulunduğu son tavsiyelerini sundu. DeWitt, "Japon ırkı bir düşman ırktır" ve "Bugüne kadar herhangi bir sabotaj yapılmamış olması bile, böyle bir önlemin alınacağının rahatsız edici ve teyit edici bir göstergesidir" diyerek "askeri gereklilik" üzerine bu geniş çaplı kaldırmayı haklı çıkardı.

17 Şubat'ta Biddle, Başkan'ı tahliyenin gereksiz olduğuna ikna etmek için son bir çaba gösterdi. Buna ek olarak, Washington DC'deki Genel Karargâhtan General Mark Clark, aksi takdirde savaşabilecek çok fazla asker kullanacağı için tahliyenin askeri gerekliliğe karşı etkili olduğuna ikna olmuştu. "Aynı derecede önemli diğer çabalar pahasına sabotaja karşı asla mükemmel bir savunmamız olmayacak" dedi. Bunun yerine, geçiş ve izin sistemleri ve gerektiğinde seçici tutuklamalar kullanarak kritik tesislerin korunmasını önerdi.

Bu arada, Japon Amerikan topluluğu, özellikle Nisei, hava saldırısı gardiyanları olarak ve (izin verildiğinde) orduya katılarak sadakatlerini kurmaya çalışıyordu. Issei liderliğindeki pek çok kişi ilk tutuklamalar sırasında hapsedildiğinden, Nisei örgütleri, özellikle JACL, Japon Amerikan toplumunda nüfuz kazandı. JACL'nin işbirliği ve yatıştırma politikası bazı Japon Amerikalılar tarafından benimsendi, ancak diğerleri tarafından karalandı.

İlk başta, askere alınmaya çalışan veya askere alınan Nisei'ye tutarlı bir muamele yapılmadı. Seçici Hizmet kurullarının çoğu, onları 4-F veya 4-C (ırk veya soy nedeniyle hizmet için uygun değil) olarak sınıflandırarak reddetti, ancak diğerlerinde kabul edildi. Savaş Departmanı, 31 Mart 1942'den sonra "İstisnai durumlarda özel olarak yetkilendirildiği durumlar dışında" Nisei'nin askere alınmasını yasakladı. İstisnalar, dil eğitmeni ve tercüman olarak hizmet veren iki dilli Nisei ve Kibei idi. Japon kökenli tüm kayıt sahipleri, 14 Eylül 1942'den sonra resmi olarak 4-C olarak sınıflandırıldı.

Ordu, Japon Amerikalılar üzerindeki kısıtlamaları tartışırken ve savaşa katılımlarını sınırlandırırken, Batı Kıyısı'ndaki kamuoyu, Japon soyundan gelen tüm kişilerin hapsedilmesini desteklemek için büyüyordu. Medyadaki Japon-karşıtı Amerikan hissiyatı, gazetede başyazı ile temsil ediliyordu. Los Angeles zamanları: "Yine de bir engerek, yumurtadan çıktığı her yerde bir engerektir - bu nedenle, Japon ebeveynlerden doğan bir Japon Amerikalı - bir Japon olmak için büyür, bir Amerikalı değil".

Biddle, JACL ve General Mark Clark'ın muhalefetine rağmen, 19 Şubat 1942'de Başkan Roosevelt, 9066 sayılı İcra Emri'ni imzalayarak, Savaş Bakanı'na "kendisi veya uygun Askeri Komutan gibi yerlerde ve ölçüde askeri alanlar belirleme yetkisi verdi. herhangi bir kişinin veya tüm kişilerin hariç tutulabileceğini ve herhangi bir kişinin girme, kalma veya ayrılma hakkının, Savaş Sekreteri veya uygun Askeri Komutan tarafından herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulacağını belirleyebilir. Kendi takdirine bağlı olarak Savaş Bakanı, bu belgeyle, bu tür herhangi bir bölgenin dışında kalan sakinlere, Savaş Sekreterinin veya söz konusu Askeri Komutanın kararına göre gerekli olabilecek ulaşım, yiyecek, barınak ve diğer konaklama yerlerini sağlamaya yetkilidir. "

Şubat ayı ortasında, Kaliforniyalı kongre üyesi John Tolan başkanlığındaki Kongre komitesi oturumları, Japon Amerikalıların tahliyesi ihtiyacını değerlendirmek için Batı Kıyısı'nda yapıldı. Tanıkların ezici çoğunluğu, tüm Japonların, yabancıların ve vatandaşların kıyıdan çıkarılmasını destekledi. California Valisi Culbert L. Olson ve Eyalet Başsavcısı Earl Warren, hangilerinin sadık olduğunu söylemenin imkansız olduğunu belirterek, tüm Japon Amerikalıların kıyı bölgelerinden çıkarılmasını destekledi. Olarak fiiliJapon toplumunun sözcüleri olan JACL liderleri, toplu tahliyeye karşı çıktılar, ancak bağlılıklarını kanıtlamak için askeri bir gereklilik olarak görülürse işbirliği yapmaya hazır olduklarını taahhüt ettiler.

Kaliforniya'daki diğer olaylar gergin atmosfere katkıda bulundu. 23 Şubat'ta bir Japon denizaltısı Kaliforniya sahilini bombaladı. Ciddi bir hasara yol açmadı, ancak ABD kıyıları boyunca daha fazla düşman eylemi korkusunu artırdı. Ertesi gece "Los Angeles Savaşı" gerçekleşti. Tanımlanamayan bir radar yankısına yanıt olarak, ordu bir karartma çağrısında bulundu ve 1.400'den fazla uçaksavar mermisi ateşledi. Yirmi Japon Amerikalı, işgalcilere sözde sinyal verdikleri için tutuklandı, ancak radar yankısının gevşek bir hava balonu olduğu ortaya çıktı.

9066 sayılı Kararnamenin imzalanmasından önce bile, ABD Donanması Japon Amerikalıları Los Angeles Limanı yakınından çıkarmaya başlamıştı: 14 Şubat 1942'de Donanma, Japon soyundan gelen herkesin Mart ayına kadar Terminal Adası'nı terk etmesi gerektiğini duyurdu. 14. 24 Şubat'ta son tarih 27 Şubat'a ertelendi. Pratik olarak tüm aile reisleri (çoğunlukla balıkçı) FBI tarafından zaten tutuklandı ve görevden alındı ​​ve orada yaşayan 500 aileye istedikleri yere kendi başlarına gitmelerine izin verildi. Çoğu, ABD Ordusu tarafından yeniden yerleştirilene kadar Los Angeles bölgesinde kaldı.

Tahliye

9066 sayılı İcra Emri'nden sonra bile kimse ne olacağından tam olarak emin değildi. Kim "dışlanacak", "askeri bölgeler" nerede olacak ve insanlar "dışlanmış" olduktan sonra nereye gidecekti?

General DeWitt başlangıçta tüm Japon, Alman ve İtalyan uzaylıları ortadan kaldırmak istedi. Bununla birlikte, kamuoyu (birkaç vokal muhalifle birlikte), hem vatandaş hem de yabancı tüm Japon Amerikalıların yeniden yerleştirilmesinden yanaydı, ancak Alman veya İtalyan yabancıların, ikinci nesil Almanların veya İtalyanların toplu tahliyesine karşıydı. Japon Amerikalıların yeniden yerleştirilmesini her zaman desteklemiş olan Provost Marshall Gullion, yalnızca on dört yaşın üzerindeki erkekleri tahmin etmişti - Batı Kıyısı'ndan yaklaşık 46.000 a Askeri müzakere olasılıkları olarak, Japon Amerikan toplumu endişelenmeye devam etti. Çoğu, JACL'nin liderliğini takip etti ve sadakatlerini kanıtlamanın bir yolu olarak tahliye ile işbirliği yapmayı seçti. Birkaçı tahliyeye sesli olarak karşı çıktı ve daha sonra bunu önlemenin yollarını aradı, bazıları sonunda Yargıtay'a ulaşan davalarla.

DeWitt tahliye hakkında birkaç Kamuoyu Bildirisi yayınladı, ancak bunlar aslında kafa karışıklığını gidermek için çok az şey yaptı, daha fazlasını yarattı. 2 Mart'ta 1 No'lu Kamu Bildirisi, Washington, Oregon, California ve Arizona'yı 1 ve 2 numaralı iki askeri bölgeye ayırdı. yasak bölge." Doksan sekiz daha küçük alan da yasaklanmış, muhtemelen stratejik askeri alanlar olarak etiketlendi. Duyuru, "Japon, Alman veya İtalyan" uzaylıları ve "Japon kökenli herhangi bir kişiyi" hedef aldı, ancak özellikle kimsenin ayrılmasını emretmedi. Bununla birlikte, eşlik eden bir basın açıklaması, Japon kökenli tüm insanların sonunda 1 Nolu Askeri Alandan hariç tutulacağını, ancak muhtemelen 2 Nolu Askeri Alandan hariç tutulacağını öngördü.

O sırada hükümet, insanların taşınmasına yardımcı olacak herhangi bir plan yapmamıştı ve çoğu Issei varlıkları savaşın başında dondurulduğundan, çoğu aile taşınacak kaynaklardan yoksundu. Ancak, birkaç bin Japon Amerikalı gönüllü olarak yer değiştirmeye çalıştı. 9,000'den fazla kişi gönüllü olarak 1 No'lu Askeri Bölge'den ayrıldı, bunların yarısından fazlası 2 No'lu Askeri Bölge'nin Kaliforniya kısmına taşındı ve burada 1 No'lu Kamu Bildirgesi hiçbir kısıtlama veya yasağın tasarlanmadığını söyledi. Daha sonra, elbette, 2 No'lu Askeri Bölge'den zorla tahliye edileceklerdi. Ülkenin içlerine taşınan Japon Amerikalılar biraz daha şanslıydı: 1.963 Colorado'ya taşındı, 1.519 Utah'a taşındı, 305 Idaho'ya taşındı, 208 taşındı doğu Washington'a, 115'i doğu Oregon'a, 105'i kuzey Arizona'ya, 83'ü Wyoming'e, 72'si Illinois'e, 69'u Nebraska'ya ve 366'sı diğer eyaletlere taşındı. Ancak Batı Kıyısını terk etmeye çalışan birçok kişi, iç eyaletlerin onları kabul etmeye isteksiz olduğunu keşfetti. İç bölgelerdeki algı, California'nın "istenmeyenlerini" terk ettiği ve birçok mültecinin eyalet sınırlarına geri döndüğü, benzin satın almakta zorlandıkları veya "Japonlar Aranmıyor" işaretleri ile karşılandığı yönündeydi.

11 Mart'ta Ordu Kontrollü Savaş Zamanı Sivil Kontrol İdaresi (WCCA) 1 Nolu Askeri Bölgenin tahliyesini organize etmek ve yürütmek için kuruldu, 16 Mart'ta 2 No'lu Kamu Bildirisi, Idaho eyaletlerinde dört askeri bölge daha belirledi. , Montana, Nevada ve Utah ve 933 daha yasak bölge. DeWitt sonunda tüm Japon Amerikalıları bu bölgelerden uzaklaştırmayı hayal etse de, bu planlar hiçbir zaman gerçekleşmedi.

21 Mart 1942'de onaylanan 503 sayılı Kamu Yasası, askeri bir alanda kısıtlamaları ihlal etmeyi bir kabahat haline getirdi ve 5.000 dolara kadar para cezasına veya bir yıla kadar hapis cezasına çarptırıldı. 27 Mart'tan itibaren geçerli olan 3 No'lu Kamu Bildirgesi, 1 Nolu Askeri Bölge'de 20:00 - 06:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan etti ve tüm düşman yabancılar ve "Japon soyundan gelen kişiler" için yasak bölgeleri listeledi. 3 No'lu Kamu Bildirisi ayrıca, "diğer tüm zamanlarda bu tür kişilerin yalnızca ikamet ettikleri veya çalıştıkları yerde veya bu yerler arasında seyahat edecekleri veya ikamet yerlerinden en fazla beş mil uzakta olacaklarını" gerekli kılmıştır.

Gönüllü tahliye 29 Mart'ta sona erdi ve 4 No'lu Kamu Bildirgesi, tüm Japonların sipariş edilene kadar 1 No'lu Askeri Bölgeyi terk etmelerini yasakladı. Ek talimatlar, geçici tahliye tesisleri olarak kabul merkezlerini kurdu ve 1 Nolu Askeri Alan dışında onaylanmış bir yer dışında hareket etmeyi yasakladı.

Ordu gözetiminde ilk tahliye 24 Mart'ta Seattle yakınlarındaki Bainbridge Adası'nda başladı ve tüm Batı Kıyısı boyunca tekrarlandı. Toplamda, her biri yaklaşık 1.000 kişiyi etkilemek üzere tasarlanmış 108 "Sivil Dışlama Kararı" verildi. İlk bildirimden sonra, sakinlere neredeyse tüm eşyalarını elden çıkarmaları için altı gün verildi ve yatak takımları, tuvalet malzemeleri, giysiler ve yemek kapları dahil sadece "aile veya birey tarafından taşınabilecekleri" paketlediler. Hükümet, bazı malları "sahibine ait olmak üzere" depolamaya veya sevk etmeye istekliydi, ancak çoğu bu seçeneğe güvenmedi. Çoğu aile, mülklerini ve mallarını gülünç derecede küçük meblağlara sattı, diğerleri ise mülklerine bakmak için arkadaşlarına ve komşularına güveniyordu.

2 Haziran 1942'ye kadar, 1 Nolu Askeri Bölgedeki tüm Japonlar, hastanelerde geride bırakılan birkaç kişi hariç, ordu gözetimindeydi. Japon Amerikalıların imajı, tahliyeyi pasif bir şekilde kabul etmeleridir. Bir Japon felsefesi "shikataganai" vardır - buna yardım edilemez. Bu nedenle, gerçekten de Japon Amerikalıların büyük çoğunluğu, onları birçokları için ABD'ye bağlılıklarını kanıtlamanın bir yolu olan toplanma merkezlerine gönderen emirlere uymaktan istifa etti.

Ancak tahliyeye karşı birkaç aktif direniş vakası meydana geldi. Tahliye edilmesinden üç hafta sonra, Kuji Kurokawa, yetersiz beslenme nedeniyle hareket edemeyecek kadar zayıf, 10 yıldır çalıştığı evinin bodrum katında saklanırken bulundu. Kayıt yaptırmamaya veya tahliye edilmemeye karar verdiğini, "Ben Amerikan vatandaşıyım" diye açıkladı. Başka bir hikayede, belki uydurma, ABD Ordusu Birinci Dünya Savaşı gazisi Hideo Murata, tahliye edilmek yerine yerel bir otelde intihar etti.

Üç Japon-Amerikalı, hükümetin eylemlerine mahkemede itiraz etti. Minoru Yasui, Pearl Harbor'a yapılan Japon saldırısından sonra askerlik hizmeti için gönüllü olmuştu ve Japon soyundan geldiği için reddedilmişti. Bir avukat olarak, vatandaşlarının anayasaya aykırı düzenlemelere itiraz etme görevi olduğunu belirterek, doğduğu Portland, Oregon'daki sokağa çıkma yasağı yasasını kasten ihlal etti. Washington Üniversitesi'nde bir öğrenci olan Gordon Hirabayashi de hükümetin masum Japon Amerikalıların özgürlüğünü kısıtlayarak 5. değişikliği ihlal ettiğini iddia ederek Japon Amerikalılar için sokağa çıkma yasağını kasten ihlal etti ve tahliye emirlerini göz ardı etti. Fred Korematsu adını değiştirdi, yüz hatlarını değiştirdi ve saklandı. Daha sonra kısıtlı bir alanda kaldığı için tutuklandı. Mahkemede Korematsu, hükümetin bir grup insanı yalnızca soylarına dayalı olarak hapsedemeyeceğini iddia etti. Üçü de davalarını kaybetti. Yasui hapiste birkaç ay geçirdi ve ardından Minidoka Yer Değiştirme Merkezine gönderildi, Hirabayashi hapiste ve birkaç ayını Arizona'daki bir Federal hapishanede geçirdi ve Korematsu, Topaz Yer Değiştirme Merkezine yollandı.

Bir yazara göre, bir Japon Amerikalı tarafından yapılan tek "sabotaj", yer değiştirme sürecinin bir ürünüydü. Evini terk etmesi ve bir toplanma merkezine gitmesi söylendiğinde, bir çiftçi çilek hasadı için ek süre istedi. İsteği reddedildi, bu yüzden çilek tarlasının altına sürdü. Daha sonra çileklerin savaş için gerekli bir meta olduğu gerekçesiyle sabotajdan tutuklandı. Hiç kimsenin mahsulünü hasat etmek için tahliyeyi geciktirmesine izin verilmedi ve ardından Kaliforniyalılar meyve ve sebze kıtlığıyla karşı karşıya kaldılar. Japon Amerikalılar eyaletin çileklerinin yüzde 95'ini ve eyaletin kamyon mahsullerinin üçte birini yetiştirdi.

Tahliye gerekçesi casusluk ve sabotajı engellemek olsa da, yeni doğan bebekler, küçük çocuklar, yaşlılar, sakatlar, yetimhanelerdeki çocuklar ve hatta Kafkas ebeveynleri tarafından evlat edinilen çocuklar bile sınır dışı edilmekten muaf değildi. 1/16 veya daha fazla Japon kanı olan herkes dahil edildi. Toplamda, 10 yaş altı 17.000'den fazla çocuk, 65 yaş üstü 2.000'den fazla kişi ve 1.000 engelli veya sakat kişi tahliye edildi.


Kaliforniya'da Japon Karşıtı Mevzuat - Tarih

Japonya'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne gelen ilk yerleşimci gruplarından biri olan John Schnell liderliğindeki Wakamatsu Çay ve İpek Çiftliği Kolonisi, Haziran 1869'da El Dorado İlçesi, Cold Hill'e geldi. 1869. Bu ilk göçmenler, dut ağaçları, ipek kozaları, çay bitkileri, bambu kökleri ve diğer tarım ürünlerini getirdiler. 1870 ABD Sayımı, ABD'de 55 Japon'un 33'ünün Kaliforniya'da, 22'sinin Gold Hill'de yaşadığını gösterdi. Koloninin kuruluşundan sonraki birkaç yıl içinde, koloniciler dağıldı, tarımsal girişimleri başarısız oldu.


Wakamatsu Çay ve İpek Çiftliği Kolonisi, El Dorado İlçesi

1880 Nüfus Sayımı, Kaliforniya'da 86 Japon, ABD'de ise 148 Japon gösterdi. Muhtemelen bunlar öğrenciler veya ülkelerini yasadışı bir şekilde terk eden Japonlardı, çünkü Japon işçilerinin, Japon hükümeti ile Hawaii şeker plantasyonları arasında işçi göçüne izin vermek için bir anlaşma imzalanana kadar 1884'ten sonra ülkelerini terk etmelerine izin verilmedi. Hawaii'den birçok Japon, Amerika Birleşik Devletleri anakarasına devam etti. 1890'da bu sayı ABD'de 2.038 Japon, Kaliforniya'da 1.114 yaşıyordu.

Hawaii şeker tarlaları için işçiler özenle seçildi. 1868'de, bir grup Japon Yokohama sokaklarını seçti ve Hawaii'ye gönderildi, tatmin edici olmadığı kanıtlandı. Daha sonra, Japonya'daki belirli bölgelerden işçileri işe almak için sistematik bir yöntem oluşturuldu. Hiroşima, Kumamoto, Yamaguchi ve Fukushima'dan gelen yerliler, tarımdaki sözde uzmanlıkları, sıkı çalışmaları ve seyahat etme istekleri nedeniyle aranıyordu. Bu eyaletlerden Kaliforniya'ya gelen göçmenler, eyaletteki en büyük Japon sayısını oluşturdu.

1900'de Hawaii'ye göçün geçici olarak askıya alınması dışında, Japonya'dan göç akışı, beyaz üstünlükçü örgütlerin, işçi sendikalarının ve politikacıların ajitasyonunun "Beyefendiler Anlaşması" ile sonuçlanmasıyla 1907-08'e kadar nispeten etkilenmedi. Japonya'dan işçiler. Bununla birlikte, Beyefendiler Anlaşmasındaki bir hüküm, emekçilerin eşleri ve çocuklarının yanı sıra halihazırda Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan emekçilerin ülkeye girişine devam etmelerine izin verdi. O zamana kadar, Japon göçmenler öncelikle erkekti. 1900 Nüfus Sayımı, 24.326 Japon'dan sadece 410'unun kadın olduğunu gösteriyor. 1908'den 1924'e kadar Japon kadınları, bazıları "resmi gelinler" olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmeye devam etti.


Japanese Picture Brides at Angel Island, Marin County [circa 1919]

In Japan, arranged marriages were the rule. Go-betweens arranged marriages between compatible males and females, based on careful matching of socio-economic status, personality, and family background. With the advent of photography, an exchange of photographs became a first step in this long process. Entering the bride's name in the groom's family registry legally constituted marriage. Those Japanese males who could afford the cost of traveling to Japan returned there to be married. Others resorted to long-distance, arranged marriages. The same procedure that would have occurred if the groom were in Japan was adhered to, and the bride would immigrate to the United States as the wife of a laborer. Not all issei were married in this manner, but many were. For wives who entered after 1910, the first glimpse of the United States was the Detention Barracks at Angel Island in San Francisco Bay. New immigrants were processed there, and given medical exams. As a result, this was the place where most "picture brides" saw their new husbands for the first time.

Those hoping to rid California of its Japanese population thought the Gentlemen's Agreement would end Japanese immigration. Instead, the Japanese population of California increased, both through new immigration and through childbirth. Anti-Japanese groups, citing the entry of "picture brides," complained that the Gentlemen's Agreement was being violated. A movement to totally exclude Japanese immigrants eventually succeeded with the Immigration Act of 1924. That legislation completely curtailed immigration from Japan until 1952 when an allotment of 100 im migrants per year was designated. A few refugees entered the country during the mid-1950s, as did Japanese wives of United States servicemen.


The Nisei

As the hopes of future immigrants were dashed, however, a new generation of Japanese Americans was making itself known. By 1930, half of the Japanese in the United States were Nisei—members of the U.S.-born second generation. Nisei were the children of two worlds: the traditional Japanese world maintained at home by their parents—the Issei—and the multiethnic U.S. culture that they were immersed in at school and at work. The Nisei were born U.S. citizens, and were more likely to speak English than Japanese, more likely to practice Christianity than Buddhism, and more likely to prefer "American" food, sports, music, and social mores than those of Japanese tradition. Many Nisei struggled to reconcile the conflicting demands of their complex cultural heritage. However, they overwhelmingly identified themselves as Japanese Americans, not as Japanese in America.

The Japanese American Citizens League, an organization of Nisei professionals, declared in its creed:

I am proud that I am an American citizen of Japanese ancestry, for my very background makes me appreciate more fully the wonderful advantages of this nation… I pledge myself… to defend her against all enemies, foreign and domestic.

These words were published in 1940. Before the next year was out, the Japanese American community would find its resolve, its resilience, and its faith in the nation put to a severe test.


Anti-Japanese Legislation in California - History

As with most people of color, Japanese Americans have suffered a variety of discriminatory practices, legislation, and restrictions. Perhaps this could have been expected considering the initial conditions under which Japanese were originally enticed to immigrate to the United States — as only a source of labor, with no plans for them to stay and participate actively in the life of the society.

Even as a source of labor, Japanese immigrants were criticized for being too numerous. They were seen as unassimilable and potentially capable of overrunning the state. The Asiatic Exclusion League, formed in May 1905, mounted a campaign to exclude Japanese and Koreans from the United States. Under pressure from the league, the San Francisco Board of Education ruled on October 11, 1906 that all Japanese and Korean students should join the Chinese at the segregated Oriental School that had been established in 1884. There were 93 Japanese students in the 23 San Francisco public schools at that time. Twenty-five of those students had been born in the United States.

To appease those Californians who were agitating for cessation of Japanese immigration without offending the Japanese government, President Theodore Roosevelt negotiated the 1907-08 Gentlemen's Agreement, whereby the Japanese government agreed not to issue passports to laborers immigrating to the United States. However, parents, wives, and children of laborers already in the United States could immigrate, as well as laborers who had already been here.

This agreement nevertheless stimulated the anti-Japanese movement. Rather than cutting off all immigration from Japan, the agreement resulted in a steady stream of Japanese women entering California. Soon thereafter, children were born, resulting in increases in the Japanese population, rather than decreases. Arranged marriage, sometimes with the exchange of photographs, was the accepted mode of contracting marriages in Japanese society. This practice allowed male issei immigrants to marry, and to send for their brides to join them in this country. The effect was to bolster the stereotyped image of Japanese as being sneaky and untrustworthy, even though the provisions of the Gentlemen's Agreement were being scrupulously maintained.

As the Japanese American population steadily increased, through immigration of picture brides and the birth of nisei children, anti-Japanese forces regrouped after World War I. Charges were made that the Japanese birth rate was three times as high as the general population's. The fact that Japanese females in prime child-bearing years were compared with White women from 15 to 45 years of age was not mentioned. The unassimilability of Japanese was charged. As part of the Immigration Act of 1924, immigration from Japan was completely cut off for 28 years.

Beginning in January 1909 and continuing until after World War II, anti-Japanese bills were introduced into the California legislature every year. The first to become law was the Webb-Hartley Law (known more commonly as the Alien Land Law of 1913), which limited land leases by "aliens ineligible to citizenship" to three years, and barred further land purchases. Amendments to this law in 1919 and 1920 further restricted land leasing agreements. Although the law contains no mention of Asians by name, it is clear that "aliens ineligible to citizenship" included, among others, Japanese, a group without access to U.S. citizenship and the target of anti-Asian groups during this period.

The issue of U.S. citizenship eventually was decided by the 1922 Supreme Court decision of Takao Ozawa v. United States, which declared that Japanese were ineligible for U.S. citizenship. "Free white persons" were made eligible for U.S. citizenship by Congress in 1790. "Aliens of African nativity and persons of African descent" were similarly designated by Congress in 1870. Due to some ambiguity about the term "white," some 420 Japanese had been naturalized by 1910, but a ruling by a U.S. attorney general to stop issuing naturalization papers to Japanese ended the practice in 1906. Ozawa had filed his naturalization papers in 1914. In 1922, the U.S. Supreme Court judged that since Ozawa was neither a "free white person" nor an African by birth or descent, he did not have the right of naturalization as a Mongolian.

Influenced by the anti-Japanese movement, an amendment to the State Political Code in 1921 allowed establishment of separate schools for children of Indian, Chinese, Japanese, or Mongolian parentage. These children were not to be integrated into other public schools once separate schools were established. School districts in Sacramento County elected to maintain separate schools in the communities of Florin, Walnut Grove, Isleton, and Courtland. Chinese, Japanese, and Filipino children in these school districts attended segregated schools until World War II. In 1945, a Japanese American family challenged the constitutionality of segregated schools, and the Los Angeles County Superior Court concurred that segregation on the basis of race or ancestry violated the Fourteenth Amendment. The California legislature repealed the 1921 provision in 1947.

The most widely perpetrated discriminatory action toward West Coast Japanese Americans was the internment camp policy of World War II, which was set into motion by the signing of Executive Order 9066 by President Franklin D. Roosevelt. The executive order did not mention Japanese Americans by name, but the designation of military areas and the decision to exclude certain persons from these areas was directed toward Japanese Americans. Thirteen temporary detention camps in California were hastily established to hold Japanese Americans until more permanent camps in remote sections of the country could be constructed.

After Executive Order 9066 was issued, the vast majority of public proclamations emanating from Lt. General John DeWitt, Commander of the Western Defense Command, were directed toward controlling the movement and freedom of Japanese Americans. Similarly, the civilian exclusion orders, issued by DeWitt, directed Japanese Americans along the West Coast to report for detention at designated times and places.

Incarceration policy was challenged by Gordon Hirabayashi, who violated curfew regulations in the state of Washington Fred Korematsu of Oakland, who was prosecuted for knowingly remaining in an area forbidden by military orders Minoru Yasui, who was prosecuted for violation of curfew orders as a test case and Mitsuye Endo of Sacramento, who claimed unlawful detention. None of the judgments that resulted from these cases dealt directly with the constitutionality of incarcerating more than 120,000 Japanese Americans. But Ex parte Endo, issued December 16, 1944, did result in the rescinding of exclusion orders, effective January 2, 1945, which eventually closed the 10 concentration camps in the United States.

During the internment years, several legislative actions affected thousands of Japanese Americans. A California statute of 1943, amended in 1945, prohibited "aliens ineligible to citizenship" from earning their living as commercial fishermen in coastal waters. Torao Takahashi brought suit, and after a tortuous sequence of events, including a U.S. Supreme Court ruling that the statute was unconstitutional, resident alien Japanese fishermen were again allowed to fish the waters off the California coast in 1948.

In 1944, a federal statute amended the Nationality Act of 1940 to permit U.S. citizens to renounce citizenship during wartime. The Department of Justice intended that leaders of disturbances at the Tule Lake Segregation Center renounce their citizenship, therefore making themselves eligible for further detention when the camps were dismantled. Instead, 5,522 renunciations came from Japanese Americans (5,371 were from persons confined at Tule Lake), rather than the several hundred expected from pro-Japan elements. When the concentration camps were closed, many internees regretted renouncing their U.S. citizenship, citing coercion, intimidation, and fears of hostility by the dominant society. Lawsuits to revalidate citizenship continued until 1965, including Abo v. Clark (77 F. Supp. 806), which returned U.S. citizenship to 4,315 nisei.

During World War II, while Japanese and Japanese Americans were unable to defend themselves in court, California's Attorney General was allocated additional funds to prosecute violations of the Alien Land Law of 1913. A total of 79 cases were prosecuted, including 59 after the war. The first challenge to the Alien Land Law was Harada v. State of California, in which the Superior Court of Riverside County declared in 1918 that Jukichi Harada could purchase property in the name of his children, who were U.S. citizens though still minors. Subsequent court cases in other jurisdictions had differing results, some ruling that minor children could not own property.

Two escheat cases had particular significance in invalidating the Alien Land Law. The case of Oyama v. State of California in 1948 determined that non-citizen parents could purchase land as gifts for citizen children. The Fujii v. State of California case in 1952 resulted in the Alien Land Law of 1913 being declared unconstitutional. Legal obstacles to land purchases by Asians were thus removed.

To provide partial restitution for losses and damages resulting from the internment, an Evacuation Claims Act was passed by Congress. While losses by Japanese Americans were conservatively estimated to be around $400,000,000, only 10 percent of this amount was disbursed to former internees. The issue remains alive today in 1981, with the establishment of a Congressional Commission to investigate the historical, legal, economical, and psychological impacts of the forced internment of over 120,000 persons of Japanese ancestry during World War II.

Japanese Americans have also endured informal discriminatory practices. Shopping, dining, and recreational activities at some business establishments were denied to Japanese Americans in previous years. Restrictive covenants in housing affected where they lived. When deceased members of the highly decorated 442nd Combat team were returned to the United States after World War II, some cemeteries refused to allow them gravesites because of their ancestry. In the past, some occupations have been closed to Japanese Americans, yet others such as gardening have been considered particularly suitable for their temperament, skills, and social standing in the society. Outward manifestations of discriminatory practices toward Japanese Americans can be subtle, but are still very much in existence as recent legal cases involving discrimination in employment promotion indicate.


St. Andrews Methodist Church, Kern County [circa 1929]


Anti-Japanese sentiments range from animosity towards the Japanese government's actions and disdain for Japanese culture to racism against the Japanese people. Sentiments of dehumanization have been fueled by the anti-Japanese propaganda of the Allied governments in World War II this propaganda was often of a racially disparaging character. Anti-Japanese sentiment may be strongest in China, North Korea, and South Korea, [5] [6] [7] [8] due to atrocities committed by the Japanese military. [9]

In the past, anti-Japanese sentiment contained innuendos of Japanese people as barbaric. Following the Meiji Restoration of 1868, Japan was intent to adopt Western ways in an attempt to join the West as an industrialized imperial power, but a lack of acceptance of the Japanese in the West complicated integration and assimilation. One commonly held view was that the Japanese were evolutionarily inferior (Navarro 2000, ". a date which will live in infamy"). Japanese culture was viewed with suspicion and even disdain.

While passions have settled somewhat since Japan's surrender in World War II, tempers continue to flare on occasion over the widespread perception that the Japanese government has made insufficient penance for their past atrocities, or has sought to whitewash the history of these events. [10] Today, though the Japanese government has effected some compensatory measures, anti-Japanese sentiment continues based on historical and nationalist animosities linked to Imperial Japanese military aggression and atrocities. Japan's delay in clearing more than 700,000 (according to the Japanese Government [11] ) pieces of life-threatening and environment contaminating chemical weapons buried in China at the end of World War II is another cause of anti-Japanese sentiment. [ kaynak belirtilmeli ]

Periodically, individuals within Japan spur external criticism. Former Prime Minister Junichiro Koizumi was heavily criticized by South Korea and China for annually paying his respects to the war dead at Yasukuni Shrine, which enshrines all those who fought and died for Japan during World War II, including 1,068 convicted war criminals. Right-wing nationalist groups have produced history textbooks whitewashing Japanese atrocities, [12] and the recurring controversies over these books occasionally attract hostile foreign attention.

Some anti-Japanese sentiment originates from business practices used by some Japanese companies, such as dumping.

Australia Edit

In Australia, the White Australia policy was partly inspired by fears in the late 19th century that if large numbers of Asian immigrants were allowed, they would have a severe and adverse effect on wages, the earnings of small business people, and other elements of the standard of living. Nevertheless, a significant numbers of Japanese immigrants arrived in Australia prior to 1900, perhaps most significantly in the town of Broome. By the late 1930s, Australians feared that Japanese military strength might lead to expansion in Southeast Asia and the Pacific and perhaps even an invasion of Australia itself. That resulted in a ban on iron ore exports to the Empire of Japan, from 1938. During World War II, atrocities were frequently committed to Australians who surrendered (or attempted to surrender) to Japanese soldiers, most famously the ritual beheading of Leonard Siffleet, which was photographed, and incidents of cannibalism and the shooting down of ejected pilots' parachutes. Anti-Japanese feelings were particularly provoked by the sinking of the unarmed Hospital Ship Sentor (painted white and with Red Cross markings), with 268 dead. The treatment of Australians prisoners of war was also a factor, with over 2,800 Australian POWs dying on the Burma Railway alone.

Brazil Edit

Similarly to Argentina and Uruguay, the Brazilian elite in the 19th and the 20th centuries desired the country's racial whitening. The country encouraged European immigration, but non-white immigration always faced considerable backlash. The communities of Japanese immigrants were seen as an obstacle of the whitening of Brazil and were seen, among other concerns, as being as particularly tendentious to form ghettos ans having high rates of endogamy. Oliveira Viana, a Brazilian jurist, historian, and sociologist described the Japanese immigrants as follows: "They (Japanese) are like sulfur: insoluble." The Brazilian magazine O Malho in its edition of December 5, 1908, issued a charge of Japanese immigrants with the following legend: "The government of São Paulo is stubborn. After the failure of the first Japanese immigration, it contracted 3,000 yellow people. It insists on giving Brazil a race diametrically opposite to ours." [13] On 22 October 1923, Representative Fidélis Reis produced a bill on the entry of immigrants, whose fifth article was as follows: "The entry of settlers from the black race into Brazil is prohibited. For Asian [immigrants] there will be allowed each year a number equal to 5% of those residing in the country. " [14]

Years before World War II, the government of President Getúlio Vargas initiated a process of forced assimilation of people of immigrant origin in Brazil. In 1933, a constitutional amendment was approved by a large majority and established immigration quotas without mentioning race or nationality and prohibited the population concentration of immigrants. According to the text, Brazil could not receive more than 2% of the total number of entrants of each nationality that had been received in the last 50 years. Only the Portuguese were excluded. The measures did not affect the immigration of Europeans such as Italians and Spaniards, who had already entered in large numbers and whose migratory flow was downward. However, immigration quotas, which remained in force until the 1980s, restricted Japanese immigration, as well as Korean and Chinese immigration. [15] [13] [16]

When Brazil sided with the Allies and declared war to Japan in 1942, all communication with Japan was cut off, the entry of new Japanese immigrants was forbidden, and many restrictions affected the Japanese Brazilians. Japanese newspapers and teaching the Japanese language in schools were banned, which left Portuguese as the only option for Japanese descendants. As many Japanese immigrants could not understand Portuguese, it became exceedingly difficult for them to obtain any extra-communal information. [17] In 1939, research of Estrada de Ferro Noroeste do Brasil in São Paulo showed that 87.7% of Japanese Brazilians read newspapers in the Japanese language, a much higher literacy rate than the general populace at the time. [13] Japanese Brazilians could not travel without safe conduct issued by the police, Japanese schools were closed, and radio receivers was confiscated to prevent transmissions on shortwave from Japan. The goods of Japanese companies were confiscated and several companies of Japanese origin had interventions by the government. Japanese Brazilians were prohibited from driving motor vehicles, and the drivers employed by Japanese had to have permission from the police. Thousands of Japanese immigrants were arrested or deported from Brazil on suspicion of espionage. [13] On 10 July 1943, approximately 10,000 Japanese and German and Italian immigrants who lived in Santos had 24 hours to move away from the Brazilian coast. The police acted without any notice. About 90% of people displaced were Japanese. To reside in coastal areas, the Japanese had to have a safe conduct. [13] In 1942, the Japanese community who introduced the cultivation of pepper in Tomé-Açu, in Pará, was virtually turned into a "concentration camp". his time, the Brazilian ambassador in Washington, DC, Carlos Martins Pereira e Sousa, encouraged the government of Brazil to transfer all Japanese Brazilians to "internment camps" without the need for legal support, just as as was done with the Japanese residents in the United States. However, no suspicion of activities of Japanese against "national security" was ever confirmed. [13]

Even after the end of the war, anti-Japanese sentiment persisted in Brazil. During the National Constituent Assembly of 1946, the representative of Rio de Janeiro Miguel Couto Filho proposed an amendment to the Constitution: "It is prohibited the entry of Japanese immigrants of any age and any origin in the country." In the final vote, a tie with 99 votes in favour and 99 against. Senator Fernando de Melo Viana, who chaired the session of the Constituent Assembly, had the casting vote and rejected the constitutional amendment. By only one vote, the immigration of Japanese people to Brazil was not prohibited by the Brazilian Constitution of 1946. [13]

In the second half of the 2010s, a certain anti-Japanese feeling has grown in Brazil. The current Brazilian president, Jair Bolsonaro, was accused of making statements considered discriminatory against Japanese people, which generated repercussions in the press and in the Japanese-Brazilian community, [18] [19] which is considered the largest in the world outside of Japan. [20] In addition, in 2020, possibly as a result of the COVID-19 pandemic, some incidents of xenophobia and abuse were reported to Japanese-Brazilians in cities such as São Paulo and Rio de Janeiro. [21] [22] [23] [24]

Çin Düzenle

Anti-Japanese sentiment is felt very strongly in China and distrust, hostility and negative feelings towards Japan and the Japanese people and culture is widespread in China. Anti-Japanese sentiment is a phenomenon that mostly dates back to modern times (since 1868). Like many Western powers during the era of imperialism, Japan negotiated treaties that often resulted in the annexation of land from China towards the end of the Qing dynasty. Dissatisfaction with Japanese settlements and the Twenty-One Demands by the Japanese government led to a serious boycott of Japanese products in China.

Today, bitterness persists in China [25] over the atrocities of the Second Sino-Japanese War and Japan's postwar actions, particularly the perceived lack of a straightforward acknowledgment of such atrocities, the Japanese government's employment of known war criminals, and Japanese historic revisionism in textbooks. In elementary school, children are taught about Japanese war crimes in detail. For example, thousands of children are brought to the Museum of the War of Chinese People's Resistance Against Japanese Aggression in Beijing by their elementary schools and required to view photos of war atrocities, such as exhibits of records of the Japanese military forcing Chinese workers into wartime labor, [26] the Nanking Massacre, [27] and the issues of comfort women. After viewing the museum, the children's hatred of the Japanese people was reported to significantly increase. Despite the time that has passed since the end of the war, discussions about Japanese conduct during it can still evoke powerful emotions today, partly because most Japanese are aware of what happened during it although their society has never engaged in the type of introspection which has been common in Germany after the Holocaust. [28] Hence, the usage of Japanese military symbols are still controversial in China, such as the incident in which the Chinese pop singer Zhao Wei was seen wearing a Japanese war flag while he was dressed for a fashion magazine photo shoot in 2001. [29] Huge responses were seen on the Internet, a public letter demanding a public apology was also circulated by a Nanking Massacre survivor, and the singer was even attacked. [30] According to a 2017 BBC World Service Poll, only 22% of Chinese people view Japan's influence positively, and 75% express a negative view, making China the most anti-Japanese nation in the world. [1]

Anti-Japanese film industry Edit

Anti-Japanese sentiment can also be seen in war films which are currently being produced and broadcast in Mainland China. More than 200 anti-Japanese films were produced in China in 2012 alone. [31] In one particular situation involving a more moderate anti-Japanese war film, the government of China banned the 2000 film, Devils on the Doorstep because it depicted a Japanese soldier being friendly with Chinese villagers. [32]

Fransa Düzenle

Japan's public service broadcaster, NHK, provides a list of overseas safety risks for traveling, and in early 2020, it listed anti-Japanese discrimination as a safety risk on travel to France and some other European countries, possibly because of fears over the COVID-19 pandemic and other factors. [33] Signs of rising anti-Japanese sentiment in France include an increase in anti-Japanese incidents reported by Japanese nationals, such as being mocked on the street and refused taxi service, and least one Japanese restaurant has been vandalized. [34] [35] [36] A group of Japanese students on a study tour in Paris received abuse by locals. [37] Another group of Japanese citizens was targeted by acid attacks, which prompted the Japanese embassy as well as the foreign ministry to issue a warning to Japanese nationals in France, urging caution. [38] [39] Due to rising discrimination, a Japanese TV announcer in Paris said it's best not to speak Japanese in public. [40]

Almanya Düzenle

According to the Ministry of Foreign Affairs (Japan), anti-Japanese sentiment and discrimination has been rising in Germany. [41]

Media sources have reported a rise in anti-Japanese sentiment in Germany, with some Japanese residents saying suspicion and contempt toward them have increased noticeably. [42] In line with those sentiments, there have been a rising number of anti-Japanese incidents such as at least one major football club kicking out all Japanese fans from the stadium, locals throwing raw eggs at homes where Japanese people live, and a general increase in the level of harassment toward Japanese residents. [43] [44] [45]

Endonezya Düzenle

In a press release, the embassy of Japan in Indonesia stated that incidents of discrimination and harassment of Japanese people had increased, and they were possibly partly related to the COVID-19 pandemic in 2020, and it also announced that it had set up a help center in order to assist Japanese residents in dealing with those incidents. [46] In general, there have been reports of widespread anti-Japanese discrimination and harassment in the country, with hotels, stores, restaurants, taxi services and more refusing Japanese customers and many Japanese people were no longer allowed in meetings and conferences. The embassy of Japan has also received at least a dozen reports of harassment toward Japanese people in just a few days. [47] [48] According to the Ministry of Foreign Affairs (Japan), anti-Japanese sentiment and discrimination has been rising in Indonesia. [41]

Kore Düzenle

The issue of anti-Japanese sentiment in Korea is complex and multifaceted. Anti-Japanese attitudes in the Korean Peninsula can be traced as far back as the Japanese pirate raids and the Japanese invasions of Korea (1592–1598), but they are largely a product of the Japanese occupation of Korea which lasted from 1910 to 1945 and the subsequent revisionism of history textbooks which have been used by Japan's educational system since World War II.

Today, issues of Japanese history textbook controversies, Japanese policy regarding the war, and geographic disputes between the two countries perpetuate that sentiment, and the issues often incur huge disputes between Japanese and South Korean Internet users. [49] South Korea, together with Mainland China, may be considered as among the most intensely anti-Japanese societies in the world. [50] Among all the countries that participated in BBC World Service Poll in 2007 and 2009, South Korea and the People's Republic of China were the only ones whose majorities rated Japan negatively. [51] [52]

Philippines Edit

Anti-Japanese sentiment in the Philippines can be traced back to the Japanese occupation of the country during World War II and its aftermath. An estimated 1 million Filipinos out of a wartime population of 17 million were killed during the war, and many more Filipinos were injured. Nearly every Filipino family was affected by the war on some level. Most notably, in the city of Mapanique, survivors have recounted the Japanese occupation during which Filipino men were massacred and dozens of women were herded in order to be used as comfort women. Today the Philippines has peaceful relations with Japan. In addition, Filipinos are generally not as offended as Chinese or Koreans are by the claim from some quarters that the atrocities are given little, if any, attention in Japanese classrooms. This feeling exists as a result of the huge amount of Japanese aid which was sent to the country during the 1960s and 1970s. [53]

The Davao Region, in Mindanao, had a large community of Japanese immigrants which acted as a fifth column by welcoming the Japanese invaders during the war. The Japanese were hated by the Moro Muslims and the Chinese. [54] The Moro juramentadoss performed suicide attacks against the Japanese, and no Moro juramentado ever attacked the Chinese, who were not considered enemies of the Moro, unlike the Japanese. [55] [56] [57] [58]

Tayvan Düzenle

The Kuomintang (KMT), which took over Taiwan in the 1940s, held strong anti-Japanese sentiment and sought to eradicate traces of the Japanese culture in Taiwan. [59]

During the 2005 anti-Japanese demonstrations in East Asia, Taiwan remained noticeably quieter than the PRC or Korea, with Taiwan-Japan relations regarded at an all-time high. However, the KMT victory in 2008 was followed by a boating accident resulting in Taiwanese deaths, which caused recent tensions. Taiwanese officials began speaking out on the historical territory disputes regarding the Diaoyutai/Senkaku Islands, which resulted in an increase in at least perceived anti-Japanese sentiment. [60]

Russian Empire and Soviet Union Edit

In the Russian Empire, the Japanese victory during the Russo-Japanese War in 1905 halted Russia's ambitions in the East and left it humiliated. During the later Russian Civil War, Japan was part of the Allied interventionist forces that helped to occupy Vladivostok until October 1922 with a puppet government under Grigorii Semenov. At the end of World War II, the Red Army accepted the surrender of nearly 600,000 Japanese POWs after Emperor Hirohito announced the Japanese surrender on 15 August 473,000 of them were repatriated, 55,000 of them had died in Soviet captivity, and the fate of the others is unknown. Presumably, many of them were deported to China or North Korea and forced to serve as laborers and soldiers. [61]

United States Edit

Pre-20th century Edit

In the United States, anti-Japanese sentiment had its beginnings long before World War II. As early as the late 19th century, Asian immigrants were subjected to racial prejudice in the United States. Laws were passed which openly discriminated against Asians and sometimes, they particularly discriminated against Japanese. Many of these laws stated that Asians could not become US citizens and they also stated that Asians could not be granted basic rights such as the right to own land. These laws were greatly detrimental to the newly-arrived immigrants because they denied them the right to own land and forced many of them who were farmers to become migrant workers. Some cite the formation of the Asiatic Exclusion League as the start of the anti-Japanese movement in California. [62]

20. yüzyılın başları

Anti-Japanese racism and the belief in the Yellow Peril in California intensified after the Japanese victory over the Russian Empire during the Russo-Japanese War. On 11 October 1906, the San Francisco, California Board of Education passed a regulation in which children of Japanese descent would be required to attend racially-segregated separate schools. Japanese immigrants then made up approximately 1% of the population of California, and many of them had come under the treaty in 1894 which had assured free immigration from Japan.

The Japanese invasion of Manchuria, China, in 1931 and was roundly criticized in the US. In addition, efforts by citizens outraged at Japanese atrocities, such as the Nanking Massacre, led to calls for American economic intervention to encourage Japan to leave China. The calls played a role in shaping American foreign policy. As more and more unfavorable reports of Japanese actions came to the attention of the American government, embargoes on oil and other supplies were placed on Japan out of concern for the Chinese people and for the American interests in the Pacific. Furthermore, European-Americans became very pro-China and anti-Japan, an example being a grassroots campaign for women to stop buying silk stockings because the material was procured from Japan through its colonies.

When the Second Sino-Japanese War broke out in 1937, Western public opinion was decidedly pro-China, with eyewitness reports by Western journalists on atrocities committed against Chinese civilians further strengthening anti-Japanese sentiments. African-American sentiments could be quite different than the mainstream and included organizations like the Pacific Movement of the Eastern World (PMEW), which promised equality and land distribution under Japanese rule. The PMEW had thousands of members hopefully preparing for liberation from white supremacy with the arrival of the Japanese Imperial Army.


Mexican American Immigration, and Discrimination, Begins

The story of Latino-American discrimination largely begins in 1848, when the United States won the Mexican-American War. The Treaty of Guadalupe Hidalgo, which marked the war’s end, granted 55 percent of Mexican territory to the United States. With that land came new citizens. The Mexicans who stayed in what was now U.S. territory were granted citizenship and the country gained a considerable Mexican-American population.

As the 19th century wore on, political events in Mexico made emigration to the United States popular. This was welcome news to American employers like the Southern Pacific Railroad, which desperately needed cheap labor to help build new tracks. The railroad and other companies flouted existing immigration laws that banned importing contracted labor and sent recruiters into Mexico to convince Mexicans to emigrate.

Anti-Latino sentiment grew along with immigration. Latinos were barred entry into Anglo establishments and segregated into urban barrios in poor areas. Though Latinos were critical to the U.S. economy and often were American citizens, everything from their language to the color of their skin to their countries of origin could be used as a pretext for discrimination. Anglo-Americans treated them as a foreign underclass and perpetuated stereotypes that those who spoke Spanish were lazy, stupid and undeserving. In some cases, that prejudice turned fatal.


CALIFORNIA ALIEN LAND LAW

CALIFORNIA ALIEN LAND LAW. Responding to the strong anti-Asian sentiments among voters, the California legislature passed the Alien Land Law of 1913. The act was amended and extended by popular initiative in 1920 and by the legislature in 1923 and 1927. Aimed at the largely rural Japanese population, the law, with a few exceptions, banned individual aliens who were not eligible for citizenship (under the Naturalization Act of 1870 this included all persons of Asian descent born out-side of the United States), as well as corporations controlled by such aliens, from owning real property. Similar laws were passed in other western states. The law was repealed in 1956 by popular vote.


Toward Total Exclusion

As anti-Asian feelings grew more pronounced, immigrants from India—many of whom began arriving in the United States in the 1890s—became one of the first groups affected by the new laws. At the time, federal immigration restrictions fell into two categories: generalized groups (for example, paupers and anarchists) and individual nationalities (for example, Japanese and Chinese). But, by 1911, Asian Indians had become a category all their own. As a new target for exclusionists, the government classified them as “Hindu” no matter their religion or ethnicity. 36

Congress went even further and passed the Immigration Act of 1917, creating an “Asiatic Barred Zone” that excluded Chinese, Asian Indians, Burmese, Thai,and Malays and extended to parts of Russia, the Arabian peninsula, Afghanistan, Polynesia, and all East Indian islands—about 500 million people in total. The Woodrow Wilson administration omitted Japan because its immigrants already faced a number of prohibitions. The law also exempted the Philippines since its residents, as members of an American territory, were U.S. nationals and legally eligible to move to the States. 37

After the White House changed hands in 1921, the Republican Congress, working with the new Republican presidential administration of Warren G. Harding, redoubled its efforts to overhaul America’s immigration policy. Within a month of being introduced, the national origins quota system became law on May 19, 1921. 39 The quota law set total annual immigration at 355,000, or 3 percent of the foreign-born population during the last Census in 1910. Federal officials used the same calculus to determine the number of immigrants allowed on a nation-by-nation basis. 40

Immigration hard-liners who had long opposed Asian immigration began worrying that America would experience a surge of refugees from hard-hit southern and eastern Europe after the war. In 1923 President Calvin Coolidge called for new legislation in order to limit immigration completely, and Congress quickly obliged. In the House, the Immigration and Naturalization Committee, led by Albert Johnson of Washington, who had long opposed Japanese immigration, began working on ways to tighten the quota system, pushing the baseline numbers back from the 1910 Census to the 1890 Census, which were lower and would therefore be more restrictive. 41

The problem, however, was that Japan had become a global power whose naval strength trailed only the United States and Britain. State Department officials feared that, if the bill became law, whatever cooperation existed between America and Japan in their work to maintain political stability in the Pacific basin would end. 43 Nevertheless, the bill cruised through the House, passing 323 to 71. When the White House and the Japanese ambassador tried to pressure the Senate into removing the clause, the plan backfired. The Senate overwhelmingly approved the immediate exclusion clause. President Coolidge signed the immigration bill into law on May 26, 1924. 44

The impact of the law was arguably greatest in Japan, where many resented the section that singled them out as “an inferior race.” 46 Somewhat optimistically, the Japanese government expected the immigration restriction to relax over time as the commercial interests between Japan and the United States strengthened. Nevertheless, Japan began viewing the United States, instead of the Soviet Union, as its primary military and naval adversary. 47 That shift would have devastating consequences for America’s two major Pacific territories—the Philippines and Hawaii—during World War II.

But even the Philippines and Hawaii, which the United States assumed control over at the turn of the century, were not immune to some level of exclusion during the 40 years preceding the war. Beginning in 1898, the experience of the United States in the Philippines and Hawaii legalized the convergence of exclusionary practices at home and abroad as ideas about race and empire conflicted with American traditions of democracy and self-government.


The Anti-Japanese Land Laws of California and Ten Other States*

The Arkansas legislature in 1943 enacted an anti-Japanese land law. It declares that no Japanese or a descendant of Japanese shall ever purchase or hold title to any lands in the State of Arkansas. Since those laws are in reality aimed at the Japanese, Arkansas raises to eleven the count of states that have anti-Japanese land laws. The constitutional issue is whether California can pick out of her half-million alien residents, 25,000 Japanese aliens, together with imperceptible number of Korean, Malay, and Polynesian aliens. The Census of 1940, in reporting the occupations of persons fourteen years old and older, shows that over ten thousand alien Japanese were engaged in farming in California. California law forbids Japanese aliens to hold any legal interest in land, except leasehold for commercial and residential purposes, and the concept of a legal interest in land is stretched to include the holding of a share in a corporation.


Videoyu izle: Japonyaya Gelmemek İçin 5 Neden. Ayşegül Japonyada Neler Kötü Anlatıyor (Haziran 2022).